BURSA’NIN FATİHİ ORHAN BEY

BURSA’NIN FATİHİ ORHAN BEY

Osman Bey, yaşamış olduğu Söğüt’e yakın bölgelerde yaşayan komşularıyla iyi ilişkiler kurmakla birlikte her zaman bir fetih ruhu taşımıştır. Bizans Tekfurlarıyla barış temelli yürütmüş olduğu siyaset sayesinde;  Beyliği’nin devletleşme yolundaki emin adımlarını atmıştır.  1321 yılında Mudanya Limanı’nın Osmanlıların eline geçmesiyle Bursa’nın kuşatılması başlar.  Ancak bu zaman diliminde Osman Bey’in hasta olmasından dolayı kuşatmayı oğlu Orhan Bey devam ettirir. Orhan Bey kuşatma esnasındayken Osman Bey hasta yatağındadır. Devrin ileri gelen kâmil insanlarını toplar ve huzurunda bulunanlara evvela şöyle der:

“Gaza ve cihad sünnetinin devam ettirilmesi, Peygamber dininin bütün çabalarla sağlamlaştırılması benim ilk vasiyetimdir. Evvela şeriat sancağını sabit kılın. Bundan sonra İslâm’a hizmet yolunu boş bırakmayın. Çünkü dünyanın yaşamasının lüzumlu olduğu bu zamanda Hak Teâlâ bu zayıf bendesini küfür beldelerinin fethi ve İslâm sünnetinin yayılması yolunda destekledi. Ümit ederim ki dilâverlik ve bu yoldaki çaba kanunları ebediyete dek bu hanedanda kalır, ümit gözünün beklediği ve gaza ve cihad yolunda olan ilahî vaatler gerçekleşir. Tevhid ve iman kelâmının bu beldelerin hududunda ortaya çıkması evlâtlarımın zamanında neticeye ulaşır.”

Hem İznik kuşatma altına alındı hem de Bursa Tekfurluğunun Bizans ile bağlantısı kesilerek ikmal ve askeri yardım imkânları ortadan kaldırılmış olur. Ancak hem İznik hem Bursa hisarları (surları) kaim ve aşılması güç bir engel durumundadır. Uzun sünen kuşatma sırasında Bursa Tekfurluğu fakru zaruret içerisine girer. Tebaa yarı aç yarı tok yaşamaya başlar, erzak olmadığı için hazinedeki altınlar da bir işe yaramaz. Üstelik Osmanlı, kendi rızasıyla hisarın dışına kaçan gayrimüslim köylüleri teslim oldukları için ödüllendirerek kendilerine hisarın dışında müreffeh bir yaşam sunar.  Hisarın dışındaki Bizanslı köylüler hisarın ardından bağırarak onları teslim olmaya çağırmaktadırlar.

Kuşatma amacına ulaşır, Bursa Tekfuru içerisinde bulunduğu acizliğe daha fazla dayanamayarak Bursa’yı teslim etmeye razı olur (1326). Bursa ahalisinin bir kısmı hisardan ayrılsa da önemli bir kısmı Osmanlı himayesinde yaşamayı seçer ve bu kitle zaman içerisinde Müslümanlığı kabul ederek Osmanlı tebaası haline gelir. Hisarın teslim alınmasından sonra antlaşmada da taahhüt ettiği üzere şehir yağmalanmaz. Orhan Gazi Tekfurluğun hazinesini savaşa katılan gazilerine bağışlar. Tekfurun teslim olması için arabuluculuk yapan veziri Saroz, hisardan ayrılmaz ve Osmanlı himayesinde yaşamayı tercih eder. Orhan Gazi, Saroz’a hisarı teslim etmeye ne sebeple karar verdiğini sorduğunda aldığı yanıt dikkat çekicidir. Saroz; “Bunun için pek çok sebep var. Birincisi, sizin devletiniz büyüdü ve güçlendi ama bizim uğursuz devletimiz bahtsızlaştı. İkincisi, baban köylerimizi zaptettiğinde köylülerimiz size itaat ettiler ve bizden yüz çevirdiler, bizi anmadılar. Niçin ansınlar, sayenizde rahata kavuştular. Onları görüp bizde o rahatlığa heves ettik. Üçüncüsü, Tekfurumuzun çok malı vardı ama alacak bir şey yoktu. Altınlarımız bize fayda etmiyordu. Dördüncüsü, imparatorumuz düşkün ve aciz biri oldu. Beşincisi, kötüye uyduk, Kite Tekfuru’na uyduğumuz için bu hale düştük. Altıncısı ise dünya hep değişir. Şimdi bizimde değişmemiz gerekiyor.” demiştir.  İpek üretimi ve ticaret merkezî ve bölgedeki en önemli şehirlerden biri olan Bursa fethedilince, Osmanlı Devleti’nin başkenti olur.

The Conquest of Bursa by Orhan Bey

Osman Bey always had the spirit of conquest while having good relations with the neighbours living around Söğüt, where he also lived. Thanks to the policy he had with the feodal landlord of Byzantium, he took firm steps through state formation of Ottoman Seigniory. Following the conquest of Mudanya Harbour in 1321 by the Ottomans, the siege of Bursa started. However, the siege could be carried on by Orhan Bey, because of the illness of Osman Bey. The siege was successful and Bursa was conquered in 1326. Thus, Bursa, which was one of the most important cities around, the centre of trade and where the production of silk was done, became the capital of the Ottoman State.

Sayfayı Paylaş