BİR KUTLU EMANET: KUDÜS-Ü ŞERİF

Somuncu Baba

Emevilerin¸ Abbasilerin¸ Memlüklülerin¸ Eyyubilerin¸ Selçukluların¸ Osmanlı'nın imar ve ihya ettiği kutsal emaneti¸ bü-yük velilerin¸ erenlerin ziyaretgâhıdır Kudüs-ü Şerif. Kanuni Sultan Süleyman'dan Sultan II. Abdülhamid'e evlad-ı Fatih'in emanetidir. İşte bu emanetin bekçisi olabilmek asıl mesele… Bu emanete sahip çıkan bir gerçek hadiseyle konuya bakalım…

Tarihçi İlhan Bardakçı 21 Mayıs 1972 Cuma günkü Kudüs ziyaretindeki bir hatırayı şöyle naklediyor:

"Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu¸ İsrail Dışiş

Emevilerin¸ Abbasilerin¸ Memlüklülerin¸ Eyyubilerin¸ Selçukluların¸ Osmanlı'nın imar ve ihya ettiği kutsal emaneti¸ bü-yük velilerin¸ erenlerin ziyaretgâhıdır Kudüs-ü Şerif. Kanuni Sultan Süleyman'dan Sultan II. Abdülhamid'e evlad-ı Fatih'in emanetidir. İşte bu emanetin bekçisi olabilmek asıl mesele… Bu emanete sahip çıkan bir gerçek hadiseyle konuya bakalım…


Tarihçi İlhan Bardakçı 21 Mayıs 1972 Cuma günkü Kudüs ziyaretindeki bir hatırayı şöyle naklediyor:


"Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu¸ İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek makamı dolaşı-yoruz. Hemen oracıkta¸ ilk avlu vardır ki¸ hâlâ bizim lâkabımızla anılır¸ "12 bin şamdanlı avlu" derler oraya. Sekiz on basa-maklı geniş merdiveni adımladınız mı¸ o mukaddes Mescid'in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız. Onu o merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın bir boy. İskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip giysi. Palto?.. Hayır¸ kaput¸ pardösü veya kaftan? Değil. Öyle bir şey¸ işte. Başındaki kalpak mı¸ takke mi¸ fes mi? Hiçbirisi değil. Oraya dimdik¸ dikilmiş. Yüzüne baktım da¸ ürktüm. Hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi. Yüzbinlerce çizgi¸ kırışık ve kavruk bir deri kalıntısı. Yanımda İsrail Dı-şişleri Bakanlığı Daire Başkanı var. Bizim eski vatandaşımız. İstanbullu. "Kim bu adam?" dedim. Lâkaydi ile omuz silkti. "Bil-mem." diye cevap verdi. "Bir meczub işte. Ben bildim bileli¸ yıllardır burada dururmuş. Çakılı gibi¸ hâlâ duruyor ya… Kimseye bir şey sormaz. Kimseye bakmaz¸ kimseyi görmez." Kan mı çekti nedir? Nasıl¸ neden¸ niçin hâlâ bilmiyorum. Yanına vardım. Türkçe "Selâmünaleyküm baba!" dedim. Torbalanmış göz kapaklarının ardında sütrelenmiş gibi jiletle çizilmişçesine donuk gözlerini araladı. Yüzü gerildi. Bana¸ bizim o canım Anadolu Türkçemizle cevap verdi: "Aleykümüsselâm oğul…" Donakaldım. Ellerine sarıldım¸ öptüm öptüm… "Kimsin sen¸ Baba?" dedim. Ben¸ dedi¸ Kudüs'ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan ardçı bölüğünden… Sustu. Sonra¸ elindeki silahın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi zımbaladı: "Ben¸ o gün buraya bırakıl-mış 20. Kolordu¸ 36. Tabur¸ 8. Bölük¸ 11. Ağır Makinalı Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan'ım." Ya Rabbi! Baktım¸ bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı¸ öpülesi sancak gibiydi… Ellerine bir kerre daha uzandım. Gürler gibi mırıldan-dı: "Sana¸ bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi?" Elbette¸ dedim¸ buyur hele… Konuştu:


"Memlekete avdetinde yolun Tokat Sancağı'na düşerse… Git¸ burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (Önyüzba-şı) Musa Efendi'yi bul. Ellerinden benim için bus et (Öp). Ona de ki… Sonra¸ kumandanı olduğu takımın makinalısı gibi gürle-di: "O'na de ki¸ gönül komasın. Ona de ki¸ ‘11. Makinalı Takım Komutanı Iğdır'lı Onbaşı Hasan¸ o günden bu yana¸ bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Tekmilim tamamdır kumandanım.' dedi." dersin…" Öleyazdım. Sonra yine dineldi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından¸ dört bin yıllık Peygamber Ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi. Ufukları göz-lüyordu. Nöbetinin başında idi. Tam 57 yıl kendisini unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen devletine küsmemişti."


Selam ile…


A blessed relic: Al Quds Al-Sherif (Jerusalem)


Al Quds al-Sherif is the place of visit of the wise¸ scholars and it is the relic of the Umayyads¸ Abbasids¸ Memluks¸ Ayyubids¸ Seljukians¸ Ottomans¸ who  all also reconstructed and revived. It's the relic of Conquerer Mehmet's children from Suleiman the Magnificient to Abdulhamid II. The most important fact is to be able to guard and protect it. At least¸ to support this is a matter of faith. Let's look at a real incident about guarding this relic.


Historian İlhan Bardakçı narrates a memory about his visit to Al Quds on May 21¸ 1972¸ Friday:


"I and my journalist friend Said Terzioğlu were going around this holy place with the help of the guard of Ministry of Foreign Affairs. Then I saw him at the foot of the staircase." I said: "Salamun Alaykum Father." He said: " Alaykum Salam son…" ¸"Who are you father?" I¸ then¸ asked and he answered: "I am from the rear guard who was assigned to stand here when we lost Al- Quds…" He was silent. Then he continued¸ " I am Corporal Hasan¸ the commander of the 11th Heavy Machine Gun Platoon from the 20th Army Corps¸ 36th Batt¸ 8th Troop…"


"When you return Turkey¸ if you can one day visit Tokat¸ go and find the Lieutenant Commander Musa Ephendi. Kiss his hands and tell him not to resent me and say that the Corporal Hasan from Iğdır¸ the commander of the 11th Heavy Machine Gun Platoon still has been on duty since the day you left him there. All completed Commander."


I was about to die. The he stood still as if he were a stone. I looked at him once again. Behind his closed ayes¸ he was like the border guardian of our 4000 -year –old army. He was looking at the horizon… And was on duty. Moreover¸ he was not offended at his country for 57 years despite our ignorance and not remembering him."


Sayfayı Paylaş